Yünanistanın Yaşadığı Ekonomik Kriz ve Etkileri

Mustafa DÖNMEZ

Mustafa DÖNMEZ
Avrupa Birliği Genel Sekreteri Eski Yardımcısı

Bilindiği gibi, Maastricht Antlaşması, 7 Şubat 1992 tarihinde, Hollanda'nın Maastricht kentinde imzalanmış ve 1 Kasım 1993'te yürürlüğe girmiştir. Maastricht Antlaşması ile Ekonomik ve Parasal Birliğin(EPB) ne şekilde kurulacağı ve bunun işleyişine ilişkin kriterler belirlenmiştir. Bu kriterler:

- Toplulukta fiyat istikrarı bakımından en iyi performansa sahip 3 ülkenin, yıllık enfl asyon oranları ortalaması ile bir üye ülkenin enfl asyon oranı arasındaki fark 1,5 puanı geçmemelidir.

- Üye ülkelerin kamu açıklarının GSYİH'lerine oranı % 3'ü geçmemelidir.

- Üye devletlerin kamu borçlarının GSYİH'lerine oranı % 60'ı geçmemelidir.

- Üye ülkelerde uygulanan uzun vadeli faiz oranları, 12 aylık dönem itibariyle, fiyat istikrarı bakımından en iyi performansa sahip 3 ülkenin faiz oranını 2 puandan fazla aşmamalıdır.

Maastricht Kriterleri ile EPB üyesi ülkelerin meydana getirdiği Euro Bölgesi'nde, enfl asyon ve faizler düşük seviyede olacak, ülkelerin kamu açıkları ve borç stokları belirli düzeyin altında kalacak, böylelikle de Euro Bölgesi'nde ekonomik istikrar sağlanacaktır. Ancak, çoğu Güney Avrupa'da yer alan Portekiz, İrlanda, Yunanistan ve İspanya'nın kamu açıkları ve borçları, krizle birlikte büyük meblağlara ulaştı. Bu ülkelerin baş harfl erinden oluşan “PIGS” kısaltmasını, İngiliz gazeteleri yaklaşık 1 yıl kadar önce, biraz da söz konusu ülkeleri aşağılayıcı bir şekilde ekonomik terminolojiye soktular.

Yunanistan'ın gerek EPB'ye girişinde, gerekse yıllık olarak verdiği ekonomik ve mali bilgilerde hile yaptığı, bunun da Maastricht Antlaşması ile getirilen EPB'nin kontrol mekanizmalarının eksik olmasından kaynaklandığı sıkça ifade edilmekte ancak bu husus, İspanya ve Portekiz'in borç krizini açıklayamamaktadır.

Dünyayı saran son küresel krizle birlikte ülkeler, krizden çıkmak için haklı olarak kamu harcamalarını arttırmış, bunun sonucu olarak da, ülkelerin borçlanmaları artmıştır. Yukarıdaki (I) nolu tabloda bazı AB üyesi ülkelerin ve Türkiye'nin kriz sürecinde kamu açıkları; (II) nolu tabloda da, aynı ülkelerin borç stokları verilmektedir. Tablolarda yer alan tüm ülkelerin, kamu açıklarının ve borç stoklarının 2008'e göre 2009 yılında arttığını görüyoruz. Kriz öncesi de, kamu borçları yüksek seyreden ülkelerde borçlarının adeta tahammül edilemez oranlara yükseldiğini görüyoruz. Tahminler, önümüzdeki 2 yılda da kamu açıklarının ve borç stoklarının yüksek seviyelerde kalacağını göstermektedir.

Yunanistan krizi ile birlikte Avrupa Birliği'nde üye ülke yetkilileri, uluslararası derecelendirme kuruluşlarını ve uluslararası spekülatörleri en ağır ifadelerle yermeye başlamışlardır. Hatta Avrupa'da da bir derecelendirme kuruluşu, kurulması gereği seslendirilmeye başlanmıştır. EPB'nin kuruluşundan beri, ciddi manada ilk krizle karşı karşıya gelen Avrupa Birliği'nin, ne tür tedbirler alması gerektiği konusunda bir fikrinin olmadığı ortaya çıkmıştır. Buna ilave olarak da, böylesi bir krizle baş edecek mekanizmalarının da olmadığı görülmektedir. Uzun tartışmalar sonucunda, AB ve IMF, Yunanistan'a 110 milyar Euro tutarında, 3 yıl süreli bir programla destek vermeye karar verdiler. Varılan mutabakata göre; bu tutarın 80 milyar Euro'luk bölümünü, AB ülkeleri iki taraflı borç biçiminde, 30 milyar Euro'luk bölümünü ise IMF 3 yıllık bir stand by düzenlemesi çerçevesinde verecektir.

Yunan ekonomisinin içinde bulunduğu konumdan çıkması için yardımın AB ülkelerinden çok geç geldiği sıkça ifade edilmektedir. Ancak 110 milyar Euro'luk paket, Avrupa'da krizi dindirmeye yetmemiş, AB ülkeleri benzer krizlerde kullanmak üzere 750 milyar Euro'luk bir fon kurmaya karar vermiştir. 'Welt am Sonntag Gazetesi'ne bir demeç veren Almanya Dış Ticaret Federasyonu (BGA) Başkanı Anton F. Börner, er ya da geç Yunanistan'ın borçlarını ödeyememe durumuyla karşı karşıya geleceğini, İspanya, Portekiz ve İtalya'nın durumunun da endişe yarattığını ifade etmiştir.

Türkiye, uzun zamandan beri kredi notu veren kuruluşların haksız uygulamalarından yakınmış ve derdini bir türlü anlatamamıştır. Ülkemiz, dünya ekonomik krizinden en çok etkilenen ülkelerden biri olmuş, 2009 yılında ekonomisi % 4,7 daralmıştır. Finans sektörü ise Batı'da yaşanan son krizin dışında kalmış gibi görünmekle birlikte, o kadar da sevinmememiz gerekmektedir. Her ne kadar 2010 yılında Türkiye'de büyümenin tekrar pozitife döneceği (2010'da % 4,7) beklenmekte ise de, Avrupa'da krizin yaygınlaşması ve derinleşmesi mutlaka Türkiye'yi de derinden etkileyecektir. Unutmayalım ki; Türkiye ihracatının % 50'sini, Avrupa Birliği'ne yapmaktadır. Euro'nun değerinin hızla düşmesi, Türkiye'nin ihracatını da olumsuz olarak etkileyecektir