Söyleşiler Kategorisinde Yer Alan Haberlerimiz
Abdulnasır Çetin’i ilk olarak Araştırmacı Girişimci İş Adamları Derneği’nin Genel Başkanı olarak tanıdık. Ankara İl Genel Meclis Üyeliği yaptığı dönemde çok sık adını duyduk. Çetin, aynı zamanda Ankara’nın zincir mağazalarından Kimlik Mağazaları’nın da Yönetim Kurulu Üyesi. Bize göre en ses getiren görevi ise, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Platformu Genel Başkanı olması. Zira 1997 sonlarında büyükşehirlerdeki Doğu ve Güneydoğulularla batılıların kaynaştırılması misyonuyla kurulan DGAP büyük işler yaparak kendinden sıkça bahsettirmeyi başardı. Biz de Ekonomize olarak başkanla dernek adına bir söyleşi gerçekleştirdik:
Öncelikle kaç üyeniz var?
Şuanda 1.200 üyemiz var. Küçük bir yerden başladık ama sonra gerçekten çok ilgi gördüğümüzü fark ettik. Siyasetçilere kendimizi iyi ifade ettik. Büyükşehir başkanlarıyla çok iyi bir dialog kurduk.
Dernek başarısını neye borçlu?
Bizim yönetim kurullarımızın hepsinde hatırı sayılır iş adamları var. Bu sayede tabana doğru yayılabiliyoruz. Biz bir nevi lobi çalışması yapıyoruz. Mesela biz kürt meselesinde ciddi çalışmalar yaptık. hükümete bu manada çok güzel bilgiler verdik.
Dernek merkezinin Ankara'da olması da bir avantaj olmalı...
Tabi ki. Ankara'da bu işi daha iyi yapabilirdik. Doğu'daki adam buraya gelip kendini ifade edemiyor. Buraya gelemiyor bile. Ama doğuda ne yaşadığını biz çok iyi biliyoruz. Ve biz Ankara'dayız. Ankara da siyasetin kalbi olduğu için, kanunların kalbi olduğu için burada etkili lobi çalışması yapabiliyoruz.
Bu zamana kadar yaptıklarınızın bazılarından örnekler verirsek?
Mardin'de yaşayan ortalama 40 kişinin ölümüyle sonuçlanan köy korucularının yaptığı katliamla ilgili olarak çalışmalar yaptık mesela. Gerçi biz öncesinde de devlet kendi silahını ve kendi gücünü verdiği insanları iyi seçmeli diye uyarmıştık. Devlet bunu yapmamıştı.
Detaylandırır mısınız?
Devlet o andaki doğu ve güneydoğudaki olaylardan dolayı önüne gelene silah vermeye başladı mücadele etsin diye. Ama o yanlıştı işte; çünkü o silah bir gün halka döndü. Ve zaten ilk gün de halka dönmüştü. Mardin katliamında da öldürenlerin tamamı koucuydu. Kendinde devletin gücünü hisseden adam o kadar insanı öldürebildi ancak. Kendinde o gücü hissetmese yapamazdı. Doğuda korucuların yaptığı sadece bu mesele değil zaten, bir sürü olay oldu. Bu sadece korucu meselesi değil, devletin oradaki yanlış politikalarını anlatıyoruz. Düşünsenize doğuda bir dönem devlet, gidip oraya devletini vatanını sevdirecek insanlar yerine disiplin cezası yemiş insanları sürüyordu. Disiplin cezası verdiğiniz adam doğuya gidince ne yapar? Belinde silahı olan adamı disiplin cezası yemiş diye burada rehabilite edeceğinize doğuya gönderirseniz adam orada ne yapar? Kaybedecek bir şey olmadığını görür, halka devletini sevdireceğine, orada ne kadar halkı devlete küstürecek iş varsa onu yapar. Devletin politikaları yanlış. Artık doğuya halkla kucaklaşacak insanların gitmesi gerek.
Ama koruculuk sistemi kalksın da istemiyorsunuz, değil mi?
Korucular rehabilite edilmeli diyoruz biz. Koruculuk kalksın desek doğru olmaz. Çünkü hem istihdam yönünden halk işsiz kalmış olur. Biz bunlar komple kalksın demiyoruz ama devletin kontrolünde, tahammülü olan ve silah taşımaya müsait insanlar olsun. Bu çok önemli. Doğu ve güneydoğudaki olayların bu noktaya gelmesindeki en büyük etkenlerden biri bu çünkü.
Tekrar DGAP'ın yaptığı faaliyetlere dönersek?
Ankara'da biz festivaller yaptık. Ankara'da Türkçe ve Kürtçe müzik arasında halkların birbiriyle kucaklaşarak halay çektiklerini gördük. Şunu demek istedik; birilerinin aklının arkasında başka şeyler olmadığı müddetçe halkımız birbirini kucaklayabiliyor. Bu çok önemli.
Toplantılar yaptık. kocatepe'de, Etimesgut'ta vs. biner kişilik toplantılar gerçekleştirdik. Ankara'daki teşkilatlanmamızı tamamladık. Gölbaşı, Sincan, Etimesgut, Keçiören, Yenimahalle gibi noktaların hepsinin teşkilat başkanlıklarını dağıttık.
Bundan sonraki hedefleriniz arasında neler var?
Doğu ve Güneydoğu'da yaşanılan olaylar var. Bizim tek amacımız artık bu ülkede huzurun olması gerektiği. Barış için çalışmalar yapacağız. Mesela ben Silopi'de 2-3 ay kaldım. Oradaki çocukların sadece taş atan birer bireyler haline geldiğini gördüm. Bu işi adeta bir meslek haline getirmiş olmaları bizi üzüyor.
"Buraları etkili ve dengeli olarak nasıl daha doğru yatırımlara teşvik edebiliriz? Barış sürecine nasıl katkıda bulunabiliriz?" sorularından yola çıkarak ilerliyoruz ve gücümüz de var. Çünkü buradaki Doğu ve Güneydoğulu iş adamları çok önemli.
Burada mağdur olmuş, köyünden bir şekilde gelmiş ama burada mağduriyet içinde bir sürü Doğulu ve Güneydoğulu aile var. Onlar da bu yoksulluğun, bu ezikliğin vermiş olduğu psikoloji ile devletlerine küsler ve devlete olan bakışları iyi değil. Bizim amacımız Doğu ve Güneydoğudaki barış sürecine katkıda bulunmak. Yani hükümetle halk arasında bir nevi ufak bir kol oluşturmak.
Hükümetin kürt meselesi için tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şimdiye kadar Türkiye'de böyle samimi atılmış bir adım daha yok. Ve bu hükümet yaptı. Biz partici değiliz ama hükümetin yaptığı iyi şeyleri de alkışlamak lazım. İnsanların en büyük hatası sevmedikleri kişiler iyi şeyler yaptıklarında alkışlamıyor olması. İlla ki iyi şeyleri sevdikleri yapsın istemeleri. Sevmek ya da sevmemek şöyle dursun; ben alkışlıyorum hükümetin yaptıklarını. Doğudaki bu kangren haline gelmiş durum için samimi adımlar lazım.
Ancak Türkiye'nin en eski meselelerinden birinden bahsediyoruz. Sadece samimi adımlar herhalde yeterli olmayacaktır çözüme?
Tabi, bu kolay kolay bitmez. Çünkü halklar arasında bitmeli önce. Zaten aslında sanıldığı gibi asıl mesele yatırım meselesi değil. Doğuya az yatırım yapılmış, çok yatırım yapılmış diye bir mesele yok. Doğu'da aslında okul, yol vs. meselesi yok. Bu mesele bitmiş, geçmiş durumda. Ona bakarsanız Ankara'nın birçok köyü Doğu'nun birçok köyünden daha kötü. Asıl bütün mesele halkla devlet arasındaki güven kırılmasında. Ne devlet oradaki halka güveniyor ne de halk devlete güveniyor. Halk güvenmiyor çünkü orada yanlış politikalar yüzünden halk küstürüldü. Halk kime güveneceğini de bilmiyor. İşte bu bahsettiğim koruculuk sisteminde devletin silahlı gücü halkı ezmeye başladı. Bir gece ansızın başka bir kılıkta gittiler halka baskı yaptılar, bir gece başka bir kılıkta. Halk nasıl güvensin devletine?
Son olarak vermek istedğiniz özel bir mesajınız varsa onu da alabilir miyiz?
Derneğimiz sadece Kürtlerden oluşan bir dernek değil. Doğu ve Güneydoğulu Türklerden ve Kürtlerden oluşan bir dernek. Zaten burada bizim içimizde Kürt kökenli olmayan arkadaşlarımız da aynı sıkıntı içinde. Doğulu ya da Güneydoğulu olmak hayatın her karesine 1-0 yenik başlamak anlamına geliyor. Gerçi bu da yavaş yavaş düzeliyor. Her şey daha iyi bir noktaya geliyor. Biz de bu sürece katkıda bulunmak zorundayız. Güzel giden, atılan her adımı destekliyoruz. Anayasa eksikti ama desteklemek zorundayız. Çünkü atılan her adımı alkışlamak zorrundayız. Bu bizim bölgemiz için çok önemli . Buradaki insanlarımız için de çok önemli.
Mithat Yenigün Midyat doğumlu, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden İnşaat Mühendisi olarak mezun olunca önce Diyarbakır’da iş hayatına başlamış ve 2,5 yıl kadar kontrol mühendisliği ve kontrol amirliği yapmış.
Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi mezunu olan Mehmet Beşir Evsen, 1992 yılında bölgede meydana gelen olaylardan dolayı memleketten ayrılmak zorunda kalmış. Bu zaman zarfında Kocaeli’nin Gebze ilçesine yerleşmiş. 1997 yılına kadar Gebze’de ticaretle uğraşan Evsen, sonra tekrar memlekete dönmüş ve ticaretle uğraşmaya devam etmiş.
Halil El, ticaret hayatına öğrenim hayatı devam ederken 1986 yılında bir işletmede başlamış. Çıraklık-kalfalık-ustalık derken 1996 yılında bir işletmeye ortak olmuş. Ticarete atıldığı günden bu yana çeşitli eğitim programlarına katılmakla beraber normal eğitimine devam eden El, 1999 yılından bu yana müstakil olarak mağazacılık alanında MGM (Midyat Giyim Mağazacılık) adıyla 2009 yılına kadar Midyatlılara çok güzel hizmetlerde bulunmuş. Değişen şartları ve memleketinin mağazacılık ihtiyacını da göz önünde bulundurarak yeni yol haritası çerçevesinde Migimar markasının patentini alarak yaklaşık 2 bin 5 yüz metrekare kapalı alanı içerisinde ülkenin gözde markalarını bir araya getirmiş.
Zeki Çiçek 2001’den bu yana iş hayatında aktif olarak rol alıyor. İlk olarak inşaat sektörü ile iş hayatına giriş yapan Çiçek, sonra baba mesleği olan geri dönüşüm sektörüne geçiş yapmış. Şu anda Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan aldıkları lisanslar üzerine başta Makine Kimya Enstitüsü olmak üzere belirli kurumlardan işler alıyorlar.
“Avukatlık, özen ve sorumluluk gerektiren bir meslek. Bu mesleği yaparken sadece hukuk bilgisine sahip olmak yeterli değil. Tüm hukuk kurallarını ezbere bilseniz dahi, sosyolojik, psikolojik, edebi ve felsefi bir bakış açısı olmadığı takdirde mesleği layıkıyla yapmak mümkün olmaz. Bir olayın irdelenmesinde sadece mevcut hukuk bilgileri ile yetinildiğinde yanılma oranı fazla. Avukatın yanıldığı oranla, meslek itibarının toplum gözünde düşmesi doğru orantılı” Bu sözler genç yaşında bölgede isim yapmış avukatlardan Mahir Karaboğa’ya ait.
Ekrem Sümer, otomotiv ve sigorta sektöründe ağırlıklı olmak üzere 3 şirketiyle beraber iş hayatında aktif olarak rol alıyor ve Mardin ekonomisine katkı sağlıyor.
Murat Ensari, Organize Sanayi Bölgesi’ne ilk kontrol mühendisi olarak atanıp 1 yıl içinde Organize Sanayi Bölgesi’nde Müdür Yardımcısı olmuş.
Harita Mühendisi olan İsmet Çalışkan, 1998 yılından bu yana bölgede prefabrik işini hakkıyla yapıyor.
Mardin Ticaret ve Sanayi Odası, ilin ekonomisi nakliyecilik ve tarıma dayalı olduğundan, öncelikle bu iki sektörün sorunları ve sıkıntılarını gidermeye yönelik çalışmalar yapıyor ve oda olarak halen çözemedikleri sorunların üzerine kararlılıkla gideceklerini ifade ediyor.
Suud İlhan, Mardin Organize Sanayisi’nde takdirleri üzerine toplayan ve başarılarıyla anılan isimlerden birisi.
Mardin Organize Sanayi Bölgesi adeta yükselen yıldız konumunda. OSB’nin bu hızlı çıkışı tüm ilgileri üzerine toplarken Organize’de merakları üzerine çeken de bir fabrika göze çarpıyor.
Artuklu Kervansaray Mardin’in en ilgi çeken konaklama yeri. Bu yüzden Mardin’e giden devlet büyükleri ve üst düzey yöneticilerinin tercih sebebi.
Abdülkadir Akkuş, aslen Mardin doğumlu. 1987 yılında Mardin’den İstanbul’a taşınıp ticaret hayatına atılmış.
Akduy Gıda, ailenin ikinci şirketi olarak 2005’te kurulup yeni bir başlangıç yapmış. 2007 ve 2008 yıllarında da kendi branşında Mardin Vergi Şampiyonu olmuş.







