Yenigün Grubu’nda 3.000 Kişi Çalışıyor, 1.000 Tanesi Hemşeri
Mithat Yenigün Midyat doğumlu, İstanbul Teknik Üniversitesi’nden İnşaat Mühendisi olarak mezun olunca önce Diyarbakır’da iş hayatına başlamış ve 2,5 yıl kadar kontrol mühendisliği ve kontrol amirliği yapmış. 1973 yılında da kendi firmasını kurarak müteahhitliğe başlamış. İşler çok iyi gidip yılın 200 gününü Diyarbakır dışında geçirmeye başlayınca 1978 yılında Türkiye’nin merkezi Başkent Ankara’ya şirketini taşımış.
Ben ne zaman Ankara’da Tunus Caddesi’nden geçsem kafamı kaldırıp Yenigün’e bir bakıyorum. Ve ne zaman Mithat Yenigün ile röportaj yapsam her defasında ona bir kez daha hayran oluyorum. Okumaktan herkesin zevk alacağını düşündüğüm işte o röportaj:
Midyat için çok güzel bir yatırım yaptınız. Öncelikle Kasr-ı Nehroz’u sorarak başlamak istiyorum.
Doğduğum büyüdüğüm konak orası benim. Doğa şartlarında yıpranmaya başlamıştı. Biz de otel yapmaya karar verdik. Şimdi 30 odalı çok güzel bir butik otelimiz var Midyat’ta. 2 katlı bir yapı, alt katlar eskiden ahır olarak kullanılıyordu, şimdi çok şık otel odası oldu bunlar.
Yani Midyat’ta Kasr-ı Nehroz’da Samanlık’ta keyif çatabiliriz?
Evet. Eski Samanlık şimdi seyranlık oldu. Çok şık bir oda oldu. Kalanların hepsi çok memnun. Otelimizde şu anda bir tane dizi çekimi de yapılıyor.
Biz duygusal fizibilite katarak işe başladık, kara geçmeyen bir yer. 2010 yılında zarar ettik. Ama yine de bu yatırımımız için çok mutluyuz. Karlılık değil ama aile yadigârı olmasının hazzını yaşıyoruz.
Ben aslında en açık şekliyle “Midyat’ta otel açtınız, şimdi ne bekliyorsunuz?” diye sormak istiyorum.
Türkiye’de 73 milyon insanız. Fakat doğusu ile batısı birbirini tanımıyor. Geçen sene 4 bin 3 yüz kişi otelimizi ziyaret etmiş ve konaklamış. Her biri sadece 1 tane Midyatlı tanısa veya “Midyatlı da İzmir’de yaşayan biri gibiymiş” dese benim için büyük mutluluk kaynağı olur. Çünkü biz hep yanlış yorumlandık. Bunun olmaması lazım, bu haksızlık. Bir batılıyla doğulu bir araya geldiğinde şüpheyle bakarsa, bu benim için kayıptır. Birbirlerine yabancı gibi bakmamaları lazım. Ama maalesef Türkiye’de bu ayrımcılık var. Bizim bölgeye gidenler “Hayat bitti artık, cenazem döner” diyerek, ağlayarak gidiyor. Ama dönerken de o dostluktan ayrılamadıkları için ağlayarak dönüyor. Giden ağlıyor, Gelen ağlıyor.
Aslında Mardin turizm alanında çok yol katetti. Neden 2010 yılında zarar ettiniz ki?
Son 10 yılda Mardin gerçekten çok büyük gelişme kaydetti. Ancak Midyat ne yazık ki biraz sapa kalıyor. Aslında Midyat Hasankeyf’e daha yakın, Mor Gabriel’e daha yakın, Batman’a daha yakın ve yakında açılacak olan Şırnak havaalanına da çok yakın. Bu yüzden yakında iyi bir merkez haline gelecek. Kasr-ı Nehroz da iyi tanınmıyor ama her geçen yıl daha iyi sonuçlar alınacak.
Bölgedeyken sizin bir bağış sözünüzü duydum ama…
Mardin Artuklu Üniversitesi’nin Midyat Kampüsü de var. Orada bir yüksekokul ve bir fakülte planlanmış. Biz fakülteyi yapma sözü verdik. Altyapılar yapıldıktan sonra önümüzdeki yıl sanırım çalışmasına başlayacağız. Midyat’a katkımız olsun diye “Teoloji Fakültesi”ni yapacağız. “Yaşayan Dinler Fakültesi”ni yapacağız.
Sizin asıl kimliğiniz “Sanayici İş Adamı” Bu noktada Midyat’a sanayi yatırımınız olacak mı?
Biz oteli yaparken işe duygusal fizibilite kattık. Diyarbakır’daki Tuğla Fabrikamızı yıllarca finanse ettik. Kar etmeyeceğini bile bile yatırım yapılmaz. Fizibilite nerdeyse oraya yatırım yapılır. Midyat’lı gidip Antalya’ya yatırım yapabilir. Zorlama olamaz. Ben zaten Midyat’a bağlıyım, bir katkı yapmak için can atıyorum. Ama yatırım geri dönüş oluyorsa yapılır.
Bu ama bir kırgınlık yaratıyor. Oraya yatırım yapan iş adamları “biz elimizi taşın altına koyduk, ama büyükşehirdekiler koymuyor” diye düşünebiliyor…
Benim bölgemde 100 kişiden 5’i okumuşsa ve 1’i de bensem, geri kalan 95 kişiye nasıl faydalı olacağım üzerine çalışırım. Ama bu kar etmeyecek yatırım yapmakla olmaz. Okul, hastane, fakülte vs yaparım, hiç fizibilite olmadığı halde kendi evimi yaşatmak için otel yaparım. Ama bunun ötesinde taşın altına parmak koymayı kimse kimseden isteyemez. Bağış yapmazsam suçlasınlar, ama diğer suçlamalar yersiz. İşadamı budur zaten, karın nerden geleceğini bilen kişidir.
Bizim bünyemizde 3 bin kişi çalışıyor. Bunun bini bölgemden. Talimatım şu: “İşe yaraması kaydıyla, kayırmamak kaydıyla, eşit şartlarda hemşerilerimi işe alın” diyorum. Bu da bin kişiyi buluyor.
Bu kadar başarılı bir ismi yakalamışken bölge haricinde genel sorularımı da sormak isterim. 3 bin kişi çalıştırıyor olmak ciddi bir şey. Benim hayallerimin dahi ötesinde. Nedir bunun sırrı? Nasıl bu kadar başarılı olunur?
İnsanın şansı, çalışması, karakteri, ailesi veya çevresi, bunlar hepsi insanın imkânlarıdır. Bazen “çok şanslı adam” derler ya, ben hemen itiraz ederim. Şansı da onun kendi imkânıdır çünkü. Bir insan bir şeyi başarmışsa bütün bileşenleri doğru değerlendirmiş demektir. Doğru zamanda doğru şeyi yakalamış demektir. Ben inanıyorum ki herkesin önünden bir şans geçer. Doğru zamanda el atıp yakalarsanız başarmış olursunuz.
Kendi açımdan bakınca, sadece çalışarak bir yere gelmeye çalıştım. Felsefem “boş durulacağına, bedava çalışılmalı” Çalışma yeteneğinin, enerjisinin ve melekesinin kaybedilmemesi için bedava bile olsa mutlaka çalışmak gerekir. Mutlaka çalışkanlık fark edilir. Fark edilmese bile yetenekler gelişir. Evde bekleyenin ağzına aş düşmez.
Size şöyle bir örnek vereyim; 2,5 yıl devlet memurluğu yaptım. O zaman cumartesileri de çalışılırdı, hafta tatili pazardı. Bekârdım o zamanlar, Grup Kontrol Amiri idim. Kontrol Amirliği Binası’nda yatardım. Ablamın evi falan vardı ama ben o binada kalırdım. Hak ediş geldiği zaman cumartesi, pazar da çalışır hak edişi bitirir gönderirdim. Pazar günleri Habur Gümrük Kapısı Şantiyesi’ne giderdim. Hiç mesai gözetmezdim. Para hiç gözümde olmadı, ama çalışarak çok şey öğrendim.
Başlangıç noktası nedir?
Kontrollükle başladım iş hayatına. Kontrollüğüm hiç iyi değildi. Tabiri caizse çok kıl bir kontrolördüm. Kimseye ayrıcalık tanımazdım. Sonra bir müteahhit: “senin büyüklüğün hepimize eşitlik sağlamandı” dedi. Büyük müteahhitler de vardı, küçükler de ama ben hep eşittim. Bir de “benim arkamda ailem var, bana kimse kafa tutamaz” diyordum. Benim başlangıç noktam böyle oldu. Şimdi bu noktaya geldim. Gelemeyebilirdim de. Habur’a giderken kaza geçirip ölebilirdim de. Bunlar hep hayatın noktalarıdır. Boşta çalışsa insan bir şeyler öğrenir.
Yıllar önce sizinle ilk röportajımı yaptığımda, ilk hak edişinizi değerlendirme hikâyenizden çok etkilenmiştim. Tekrar anlatın, tekrar yazayım istiyorum…
Bir müteahhit arkadaşımla aynı anda müteahhitliğe başladık. Bu sırada biz de iki ortak olarak çalışıyorduk. İlk hak edişimizi aldık, biz parayı alır almaz İstanbul’a gidip 20 günde bütün malzemelerimizi bağladık. Diğer arkadaş parayı kendisinin kabul etti, gitti bir araba aldı. Şimdi o maalesef kayıplarda. Belki bazı özellikleriyle benden çok daha iyi bir insandı. Ama ben doğru bir tespit yapmışım, evvela işi kurtarırım ben.
Röportaj: İrem Nurgül Durmuş
Söyleşiler
Doğudaki Kangren İçin Samimi Adımlar Lazım
Yenigün Grubu’nda 3.000 Kişi Çalışıyor, 1.000 Tanesi Hemşeri
Ak Parti Yetkililerine Seslenmek İstiyorum
Memleketimizi Ortak Akılla Daha İyi Yerlere Taşımalıyız
Midyat Sevdalısı Bir İş Adamı: Zeki Çiçek
“Tüm Hayvanlar Eşittir, Ama Bazıları Daha Eşittir” George Orwell
Batıdaki İş Adamlarına “Buraya Gelin, Yatırım Yapın” Demiyoruz!
Yeterki Aklımızı Bulandırmasınlar Biz Kendimize Yeteriz







